Permakültür

permakültür almergroup

 

<

“Permanent Agriculture” kavramı ilk olarak Franklin Hiram King’in 1911 yılında yazdığı “Farmers of Forty Centuries: Or Permanent Agriculture in China, Korea and Japan” adlı kitapta kullanıldı.

1994-2009 yılları arasında yapılmış halka açık yarı-ekobbina tasarımı.Culemborg, Hollanda.

“Permakültür” (permaculture) kelimesi ise 1970’lerde Avustralya’lı Bill Mollison ve David Holmgren tarafından, endüstriyel ve tarımsal sistemler tarafından yaratılan toprak, hava ve su kirlenmesine, kaybolan bitki ve hayvan türlerine, doğal olarak yenilenemeyen kaynakları yok edici ekonomik sisteme tepki olarak geliştirildi ve eski deneyimlerden oluşan bitki, hayvan ve sosyal sistemlerin bilgisine yeni fikirlerin eklenmesiyle, “kalıcı tarım” ve “kalıcı kültür” inşa etmek manasında kullanıldı. Kavram zamanla değişik manalarda kullanılmış olmakla birlikte, günümüzde artık; gıda üretimi, arazi kullanımı ve topluluk inşa etmede sürdürülebilir ve etik bir tasarım usulü kullanmak olarak tanımlanabilir.

Permakültür kavramının isim babası Bill Mollison, Permakültür: Bir Tasarımcı Elkitabı adlı eserinde permakültürü şöyle tanımlar: Permakültür, doğal ekosistemlerin çeşitliliğine, istikrarına ve esnekliğine sahip olan tarımsal olarak üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımlarının sağlanmasıdır. Üzerinde yaşayan insanlar ile arazinin, gıda, enerji, barınak ve diğer maddi ve manevi ihtiyaçları sürdürülebilir bir şekilde karşılayan ahenkli bütünleşmeleridir. Sürdürülebilir tarım olmaksızın istikrarlı bir sosyal düzen mümkün değildir.

Permakültür tasarımı, kavramsal, maddi ve stratejik bileşenleri tüm canlıların yararına çalışan bir model içinde bir araya getiren bir sistemdir. Permakültür’ün arkasındaki, doğaya aykırı olmaktan ziyade onunla birlikte çalışma, uzun süreli düşüncesizce hareket etmekten ziyade uzun süreli özenli gözlem yapma, sistemlerin sadece bir ürününün peşinde koşmaktan ziyade onlara bütün işlevleriyle bakma ve sistemlerin kendi evrimlerinin gerçekleşmesine izin verme felsefesidir.

Permakültür, sürdürülebilir insan yerleşimleri kurgulayabilmemizi sağlayan bütünsel bir tasarım bilimidir. Bill Mollison permakültürün etik ilkelerini şöyle sıralamaktadır:

– Yeryüzüne Özen Gösterme; bütün yaşam sistemlerinin, canlı cansız bütün varlıkların devamı ve çoğalması için gerekli koşulları sağlama.

– İnsanlara Özen Gösterme; insanların gıda, barınak, eğitim, tatmin edici iş ve keyifli insan ilişkilerine sahip olarak sağlıklı bir şekilde varolmaları için gerekli kaynaklara ulaşmalarını sağlama.

– Nüfus ve Tüketime Sınır Getirme; kendi ihtiyaçlarımızı kontrol altına alarak yukarıdaki ilkeleri desteklemek için kaynak ayırabiliriz. Zaman, para veya enerji cinsinden olabilecek bu kaynakları birinci ve ikinci ilkelerin gerçekleştirilmesinde kullanabiliriz.

Permakültür Nedir?
1970’lerde Avustralyalı Bill Mollison’un yarattığı permakültür kavramının formülü şöyle:
Permanence: Devam etmek, diretmek.
+
Culture: İnsan ikameti ile ilgili olan, kültür.
=
Permaculture: İnsan ikametini diretmek; insan kültürünü devam ettirebilmek.

“Sürdürülebilir insan yerleşimleri tasarımı” olarak tanımlayabileceğimiz bu kavramı anlayıp hayata geçirmeye başlamak için bekleyecek vakit yok artık. Neden mi? Çok yakında tüm kaynakları tüketecek ve kendimizle birlikte bir çok türü de dünya üzerinden silecek bir hale gelecek olduğumuzdan…

Günümüzde dünyada her 6 dakikada bir, bir canlı türü yok oluyor. Çevreci terminolojide bu durum 3E krizi (3E crisis) olarak da tanımlanıyor. Buradaki 3E ekoloji, ekonomi ve enerjiyi simgeliyor. Sona yaklaştığımıza dair her şey ortada artık; pek çok araştırma, kitap, belgesel elimizin altında. Peki ama ne yapılması gerekiyor? İşte bu noktada permakültürün farkı belirginleşiyor.

Permakültürün fark yarattığı nokta, sadece kanıtlar ortaya koymakla kalmaması; çözüm üretmek konusundaki netliği. Permakültürde, olumlu olana ve istenilene bakılıyor. Neyin nasıl yapılması gerektiği her zaman için net. Permakültürün babası Bill Mollison’un dediği gibi: “İçinde bulunduğumuz sorunlar karmaşıklaşsa da, ne yazık ki hala çözümleri utanç verici derecede basit.”

Ne yapılması gerektiğine açıklık getirebilmek için permakültürün temel ilkelerine de değinmek lazım:

1. Dünyayı gözetmek.
2. İnsanı gözetmek.
3. İhtiyaçları sınırlandırıp ilk iki ilkeye vakfetmek.

Bu üç ilkeden her biri bir sonrakini doğuruyor; çünkü dünyayı gözetirken insanı gözetmeyi unutamayız ve bunları yapabilmek için de ihtiyaçları sınırlandırmak durumundayız. Bill Mollison bu hale “aydınlanmış bencillik” diyor, harika bir ifade. Gerçek bir bencil olmak istiyorsanız, buyrun böyle bencil olun!

Permakültür Tasarımı
Permakültür, tasarım kavramını tekrardan tanımlıyor. Peki ama nasıl?Her tasarım ögelerden oluşur ve permakültür yaklaşımına göre bu ögelerin kendisinden çok, ögeler arasındaki ilişkiler önemli; tasarımın içeriğini ögeler arası ilişkiler belirler. Permakültürde, bunu anlayabilmek için doğa nasıl işliyor, doğadaki örüntüler nedir diye bakılıyor.

Doğaya baktığımızda, bir canlının tüm ihtiyaçlarının, yaşadığı çevre tarafından karşılandığını ve dışkı dahil tüm ürünlerinin de çevresi tarafından değerlendirildiğini görüyoruz.

İşte bu gözlemi örnek alıp, kendi ihtiyaçlarımızı karşılamak için yaptığımız her şeyi bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde yerleşimlerimizi, şehirlerimizi, binalarımızı en enerji etkin ve kirlilik azaltıcı şekilde kurgulayabiliyoruz. Tasarım, bu şekilde yeniden tanımlanmış oluyor.

Şehirde Permakültür
Permakültür tasarımı için illa kırsal bölgelerde şehirden kopuk yaşamak gerekmiyor. Peki bu bakış açısıyla şehirlerde neler yapılabilir?

– Şehirlerde değerlendirilemeyen bir çok kaynak kirliliğe dönüşüyor. Kanalizasyon aslında çok önemli bir kaynak. Organik atıklar, kent tarımı için toprağı ve küçük hayvancılık işletmelerini besleyebilir.

– Kanalizasyon ve organik atık fazlaları çok basit sistemlerle biyogaza, dolayısıyla enerjiye dönüştürülebilir.

– Şehirlerdeki yakıt, emek ve kaynak israfı olmaktan başka bir işe yaramayan hektarlarca çim alan gıda alanlarına, dolayısıyla gıda üretimine vakfedilebilir.

– Gruplar halinde örgütlenilip şehir tarımı ve küçük hayvancılık projeleri geliştirilebilir.

– Şehir çeperindeki çiftçilerle toplum destekli tarım (TDT) projeleri aracılığıyla üretici-tüketici bağları kurulabilir. Türkiye’de de bunun örnekleri oluşmaya başladı: Ankara’da TDT Güneşköy Kooperatifi, İzmir’de Marmariç Toplum Destekli Tarım projesi, İstanbul’da Yeşil Tabak (Özgen Saatçılar) projesi gibi.

– Bu tür projeler için belediyelerden destek, kaynak ve alan talep edilebilir.

 

Reklamlar